HAFTANIN YORUMU


* Yarından Sonraki Günün Düşü *

Sanatın gerekliliği neden söz konusu edilebiliyor?
Bilim ile teknik bilgiler kapı dışarı etmişken sanatı,
insanoğlu aya gidebilirken,
ay baygını şairlerin ne gereği var ?
Uçak tanrılardan daha hızlı,otomobil Pegasus'dan daha kullanışlı,
uzay adamı şairin düşünden geçirdiği şeyi kendi gözleriyle görebiliyorken...
Sanat insanlığın çocukluğundan ve ergenlik çağından kalma bir şey değil mi ?
Artık olgunluğa eriştiğimize göre sanatsız yapamaz mıyız?
Gerçeklikle başa çıkamayan insanların,
gerçekliğin yerine koydukları tılsımlı bir son çare değil midir sanat ?
Eylem yerine düş,varlık yerine gölgeyi benimsemeye hazır bir kafa, edilgenliği öngörmez mi ?
Yakın gelecekte hatta günümüzde, 
gerçekliği iki kere iki dört kesinliğiyle düzenleyecek,
eksiksiz sibernetik makineler,ne bir duygu,ne de bir tutku yanıltabilecek.
Toptan bir makineleşme,sınırsız üretim ve yığınlama çağında sanat ne işe yarayacak?
Gelecekte,makineler,eninde sonunda insanları makinelerin yapabileceği bütün işlerden kurtaracak.
Ne var ki,makineler gittikçe yetkinleşince,
insanın büyüklüğünün yetkin olmamasından ileri geldiği anlaşılacaktır.
İnsanda,sibernetik makineler gibi,devrimsel,kendi kendini yetkinleştiren bir varlıktır.
Ama hiç bir zaman kendine yeterli olmayan,
her zaman sonsuzluğa açık,
hiçbir zaman yalnız mantık kurallarına uymayan bir varlık.
Tutku ve coşku,bu yaratıcı esrilik insanı makineden her zaman ayıracaktır.
Yetkinliğe erişen makine acı çekmeyeceği için,
acısını dile getirme isteği de duymayacaktır.
Ama insan makinenin şaşmazlığına hiçbir zaman kavuşamayacak olsa bile,
toplumcu bir düzende sanata neden gereksinme duysun?
Sanatın görevi,
anlaşılmaz ürkütücü bir toplumda yaşayan biz, 
yarım,eksik,acınası insanların daha eksiksiz,
daha zengin,daha güçlü bir hayata kavuşmamıza,
başka bir deyişle,
gerçek insan olmamıza yardım etmektedir dense de...
Toplumun kendisi böyle gerçekten insanca hayatın güvencesi olabilir mi?
*Her türlü gerçek sanat,daha var olmayan bir insanlığın özlemini duyurur.*
İnsan her zaman olabileceğinden ötede bir şey isteyecek,
yaratılışının sınırlarını her zaman aşmaya çalışacak,
her zaman ölümsüzlüğe kavuşmak için uğraşacaktır.
Bu her şeyi bilme,her şeye üstün çıkma,
her şeyi kavrama isteğini yitirdiği gün,
insan insan olmaktan çıkar artık.
Bu sebeple,doğadan bütün gizleri ve kendisine üstünlük sağlayacak olanakları elde edebilmek için her zaman bilime gereksinme duyacaktır.
İnsan kendi yaşayışında değil,hayal gücü ile denetimi altına alamadığını sezdiği gerçekler karşısında yabancılık çekmemesi için de her zaman sanatın gerekli olduğunu unutmayacaktır.
İnsanın ilk toplu yaşama döneminde doğanın gizli gücüne karşı en büyük yardımcı silahıydı sanat.
Sanat başlangıcında,hemen hemen din ve bilimle aynı şeydi.
İkinci gelişme döneminde toplumsal çatışmaların niteliğini anlamanın,var olan gerçekliği tanıyarak,değişik bir gerçekliğin ne olabileceğini sezmenin,insanların ortak noktaları arasında köprü kurarak bireyi yalnızlıktan kurtarmanın başlıca yolu oldu.
Günümüzün toplumcu düzeninde ise sanat,belirli toplumsal gereklere uyma,açık seçik bir aydınlanma ve düşünce yayma eğilimini göstermektedir.
Gelecekte ise olursa,bireyle toplumun çatışmadığı,sınıfsız bir toplumun var olduğu bir döneme varıldığında,sanatın başlıca görevi toplumu aydınlatma olmayacaktır.
Böyle bir sanatı gözümüzde canlandırabilir miyiz bilmem?
Gelecek günlerin düşünü kurarken,
insanların çatışmaktan bitkin düşmediği,
bugünün derdi,yarının ödeviyle kaygılanmadığı,
sanatla içli dışlı olacak kadar boş zamanı olduğu, bir dünyayı canlandırabiliriz belki.
Bu farklılaşma sınıflar arasında değil,
kişiler arasında,toplumsal maskeler altında değil,
bireyler arasında olabilir.
Sanat yapıtlarının gelişmiş bir yöntem ile çoğaltılması,
toplumun bireyselleşmesine yol açacak,
herkes evindeki sanat örneklerini yakından tanıyabilecektir.
Ayrıca herkesin katılabileceği şenlikler ve her türlü yarışmalar doğrudan doğruya katılmayı kolaylaştıracaktır.
*Sanatın büyüsü, görünüşü, varlığa, güzelliği hiçliğe çevirebilir.*
Evrensel sanat yapıtına duyulan özlem,gerçekte insanın dünya ile ve kendisi ile birleşmesinin daha köklü bir özlemidir.
Bu özlem belki de tiyatronun bütün olanaklarından yararlanacak ve sözcüklerle imgelerin,
dansla müziğin,mantıkla soytarılığın,
duyularla usun bir birleşimini yaratarak, 
ortaya çıkacak yeni bir güldürü türüyle aradığını bulmuş olacaktır.
Belki de bu güldürü,
insanın özgürlüğe kavuşmasını dile getirmeye en elverişli tür olacaktır.
Resim ve heykelin görevi,artık müzeleri doldurmak olmayacaktır.
Devlet de,özel kişiler de sanatı koruyacak,
büyük yapılarda,alanlarda,stadyumlarda,yüzme havuzlarında,
üniversitelerde,havaalanlarında,tiyatrolarda ve büyük binalarda,
o yerlere uyan resim ve heykeller bulunacaktır.
Plastik sanatlar,daha önceki sınıf ve sömürü düzenlerinde olduğu gibi,tek bir üsluba uymayacak,tek üslup düşüncesi belli bir kültürün ayırıcı özelliği olduğu için belki de tarihe karışacaktır.
Sınıfsız bir toplumda çeşitli üslupların ortaya çıkması kolayca düşünülebilir.
İnsan ölümlü,bu yüzden de sınırlı olduğu için,kendisini her zaman çevresindeki sonsuz gerçekliğin parçası olarak ve bu gerçeklikle boğuşacaktır.
Hem sınırlı bir 'ben',hem de bir bütünün parçası olmak gibi bir çelişmeyle sık sık karşı karşıya gelecektir.
Bizim amacımız bilinçten kurtulmak değil,
bilincin en yüksek derecesine kavuşmaktır.
Ne var ki,bireyin kavuşabileceği en yüksek bilinçlilik derecesi bile 
'ben'in bütünlüğünü yeniden yaratmaya,bir tek insanın bütün insanlığı kapsamasına yetmez.
Sanatın sürekli görevi, 
bireyin kendi dışındaki her şeyin bütünlüğünü,
bütün insanlığın yaşantısını ona kendi yaşantısıymış gibi yaşatmaktır.
Sanat bunu yaparak,gerçekliğin değiştirilebileceğini,
denetlenebileceğini,bir oyuna dönüştürebileceğini gösterir.
Sanattan yalnızca tat almakla yetinen çoğumuz için,
sınırlı 'ben' imizi büyük ölçüde zenginleştirebiliriz,
neredeyse hiçbir çaba göstermeden, 
bizi saran yapıtların sadece tanığı değil,
ortak yaratıcısı olduğumuzu duyabiliriz.
Öyleyse sanatın bize verdiği şeyin hayatın bir parçası olduğunu söyleyebiliriz.
Sanat insanın kendisini öbür insanlarla,
doğayla ve dünya ile özdeş görmesinin,
var olan ve var olacak her şeyle birlikte, 
duymasının ve yaşamasının aracı ise 
görevi de insanın gelişmesine koşut olarak gelişecektir.
Çalışarak insan olan insan,
doğalı yapaya dönüştürerek,
hayvanlar dünyasından kurtulan insan,
bu yüzden büyücü olan,
toplumsal gerçekliği yaratan insan,
her zaman gökyüzünden yeryüzüne ateş getiren Prometeus,
her zaman müziğiyle doğayı büyüleyen Orpheus olacaktır.
İNSANLIK ÖLMEDİKÇE SANAT DA ÖLMEYECEKTİR.

Kaynak;Ernst Fischer 
***

Bu haftanın konuğu 
Mehmet Tufan'ın fotoğrafına gelelim.
Göz alıcı bir fotoğraf.
Renkleri,netliği ve kadrajı ile dikkat çekici.
Alt 1/3 e çekilen model dizilimi,
üst 2/3 te grafiksel görüntü ile kusursuz diyebilirim.
Göz mavi elbiseli rehberden girip,
sağa doğru ilerlerken,
diğer modelleri ve arka planı tarıyor.
Alt bölümün koyuluğu sayesinde dikkat çalınmazken,
izlenimin finali üst sağ köşeden,
yine koyu alandan sahneyi terk ediyor.
Mavi elbiseli, alt sol altın noktada çivilenmiş sanki.
Arka planın açıklığı ve örtüşmesiz belirginlik.
Doğru saatte,eğik ışıkta, 
gölgeleri,grafiksel arka planı,
açık koyu ilişkisini,renklerin doygunluğunu,
modellerin,sanki sahnedeymişçesine,
aydınlanmasına çok iyi hazırlamış.
Zeminin kum olmasına karşılık,
görülen işlemlerden dolayı,
plastiksel,pürüzsüz izlenim,
doğal görünümün dışında,
ayrı bir keyif vermiş diyebilirim.
Keskinliği,sanki bıçakla kesilmiş gibi,
ustalıkla doğa son şeklini vermiş gibi,
yumuşaklığın ötesinde sertliği ile,
grafiksel hoşluğu sanki onaylıyor.
Ben bu fotoğrafı izlerken,
yarından sonraki günün düşünü kurmak için,
yola çıktığımı düşündüm.
Benimde rehber aldıklarım,
yol arkadaşlarım ve beni oraya taşıyanlar var.
Okuduklarım ve izlediklerim sayesinde,
sahip olduğum eğik ışıkta,
gölgeleri büyüyen değerlerim var.
Yaşam denilen uzun yolculukta.
Ne mutlu ki yalnız değilim...

Teşekkürler Mehmet Tufan.
Bizler ile güzel görselini paylaştığın,
başka başka sözler paylaşmama neden olduğun için.
Yolun açık,ışığın eğik ve tam kararında olsun.

Senden bir şey isteyeceğim.
Önceki yorumlardan,
Üç figür diyalektiğini okur musun ?
Eleştiri değil sadece hatırlatma.
Olmazsa olmaz değil,
sadece bu da varmış demen için.

Selam ve sevgilerimle.

Selçuk Özgüleryüz.

Yorumlar